AVRUPA NE YAPMALI!

Konuya başlık yaptığımız soru; belli bir yaşam düzenine, konforuna ve insanoğlunun kısa yaşam sürecinde, standartlarında ki istikrarına, güvence olarak bakan, ortalama AB vatandaşının gündemine sığınmacı akını ile oturmuş bulunuyor. AB`nin merkezi dışında kalan; Polonya, Macaristan,Hırvatistan, Sırbistan gibi çeper ülkelerin ekonomik kriz icinde olmaları, ülkelerinde yükselen sosyal tepkilerin baskısıyla, bu ülkelerin hükümetlerinin,Yunanistan örneğinde olduğu gibi zaman zaman AB politikalarına karşı söylem ve tutumları, AB orta sınıflarında kuşku, endişe ve tepki yaratırken; kendi yaşam daireleri dışından gelen “ani“ bir baskın göç dalgası karşısında, kelimenin gerçek anlamı ile şoka uğradılar. Bu beklenmedik yoğunluk ve hızdaki mülteci seli, AB sınırlarını aştığı ve Balkan ülkelerinin baskın iltica akını karşısında felç olmaları; AB merkez ve çeper ülkeleri dışındaki bölgelerdeki insanlık dramıyla yüzleşme zorunluluğunu dayattı.AB nin birlik temelinde, tam üye ülke vatandaşlarının dahi, birbirine turizm amaçlı olmayan, yaşam alanı değişikliklerini bir çok kurala bağlanmıştır. Bu baskın iltica akınının ilk şoku atlatıldığındaö AB nin Brüksel deki zirvesinden yükselen sesler;Ne pahasına olursa olsun, AB sınırları dışında bir çözüm bulma zorunluluğunu vurguluyordu. Suriye ağırlıklı çeşitli savaş bölgelerinden AB ye uzanan sığınmacı seli,bugün ortaya çıkan bir sorun değildir.Ancak,önemli ölçüde Türkiye sınırları içinde barajlandığı süreç boyunca, daha az hissedilir bir gerçekti.AB için,özelliklede, ilticacıların hedef haline getirdiği merkez ülkeler için zorunlu göç, zamana yayılarak eritilen bir sorundu.Bugün ise alarm çanlarının acı acı kendisi için çaldığı bir kasırgaya dönüşmüştür.Suriye,Afganistan,Kuzey Afrika ülkeleri kaynaklı iltica sorununun arka planında,en kör gözlerin bile görmezlikten gelemeyeceği emperyalist ülkeler ve işbirlikçi bölge yönetimlerinin,düşük yoğunluklu planladığı vekalet savaşları vardır.Bugün Avrupa Birliğinin kucağında bulduğu kaos;ABD ve AB ülkelerinin kimilerinin direkt sorumluluklarıdır.Ve bölgeyi, ya salt petrol gölü görme yada silah ticaretinin getirdiği,tatli para kaynağiı olarak ele almanın göz ardı edildiği…körlerin sağırların birbirlerini ağırladığı son AB Brüksel toplantısı,iltica sorununda gerçek çözümler yerine, egoistçe ofsayttan gol arayışındaki futbol cambazlarının sürtüşmelerinden ibaret kalmıştır. İltica yolunda, vijdanları sarsan toplu ölümlerin ve çocuk ölümlerinin kamuoyunda yarattığı infial ve geçici baskı „umut yolculugu“ adı verilen iltica akınının ilk kafilelerine,”kapıları açın” emri veren;Almanya başbakanı Angela Merkel, başta kendi partisi içinden ve muhaliflerce AB ve Almanya ic hukukunu ihlal ettiği eleştirileri karşısında açmaza düşünce bu paradokstan çıkmak,baskıları bertaraf etmek ve yeni göç dalgalarını
mümkün olduğu kadar,Türkiye de barajlamak üzere…“eski bir hatayı telafi etme“ ifadesiyle,iltica akınını kendi topraklarında bloke etme karşılığında, finans desteği vaadinde bulundukları,Türkiye ye karşı yeterince sorumluluklarını yerine getiremedikleri özeleştirisini yaptı.Almanya başbakanı A.Merkel AB nin para vanalarını ,Türkiye nin iltica akınını sınırları içinde tutması şartıyla açma sözü verdi. Suriye nin vekalet savaşı ile yağma edilmesi heveslilerinden biri olan ve bunun için,ÖSO,Ahrar-i ŞAM a açık,El Nüsra ve IŞIDa dolaylı yada üstü örtülü finans,eğitim,silah,lojistik vb destekle Suriye içindeki savaşa benzin döken AKP iktidarındaki Türkiye dış politikası,“derin strateji“iflasının hemen ardından; Rusya nın Suriye rejiminin yanında şimdilik hava desteğiyle ama kara harekatı içinde lojistik ve silah sistemleri vererek; İran askeri birlikleri de dahil artan oranda savaşın gelişimini,Suriye rejiminin lehine dönüştüren müdahalesinin karşısında, birkaç umutsuz hamleside boşa çıkınca,yalnızlaştırılıp, aslanların sofrasına,savaş suçları mahkemesi için kurbanlık olarak atılmasında,elindeki son koz olan iltica akınını kullanmıştır.A.Merkel ile RTE nin son görüşmelerinde en az önemi olan parasal destektir.Türkiyenin Cumhurbaşkanı, Avrupa nın zaafı üzerinden reelpolitik yapmış ve AB nin Brüksel zirvesini sistemin bekaası ve dar ulusal çıkarların baskısıyla masada rehin almıştır.Masada, AB adına Almanya başbakanı Angela Merkel hangi tavizleri vermiş,Türkiye hangi avantajları elde etmiştirçBu ilerde daha net görülmekle birlikte,kazananın ve rahatlayanın RTE ve AKP olduğu açıktır.Türkiye ilticacilar üzerinden geliştirdiği hamle ile EU yu, daha zayıf karnı Balkanlarda iken vurmuş ve AB nin kendi kamuoyunu bir an evvel dehşete düşmüş halinden çıkarmak için,sorunun ‚AB sınırları dışında çözümü‘ manüpülasyonu üzerinden bir şans bulmuştur. Genel tablonun özeti bu iken;bu tablodan bir an evvel en az zararla çıkmak için AB yönetimi ;sistemin geleceği…AB çeper ülke yönetimleri ve genelde orta sınıf sözcüleri, dar ulusal çıkarlar üzerinden motivasyonla, ilk şok sonrasını toparlama yoluna gitmiştir.Emperyalistlerden ve ırkçılıkla körleşmiş kesimlerden sorunun kaynağına inme,büyük insanlık dramında,yağmadan payına düşenlerden vazgeçme ve büyük karlar transfer ettikleri, silah ticaretinin aleyhine savaşa son verecek karar mekanizmalarını harekete geçirme ve barış politikalarını geliştirme beklenemez.Ancak sözettiğimiz dramın, kaynağı olan çıkarlarla, ilgisi bulunmayan milyonlarca insan,isçiler, emeği ile geçinen alt sınıflar ve emeklilerin “güven ve huzur“ortamını dinamitleyenlerin manüpülasyonlarından kurtulabildikleri ölçüde küçücük bir savaş mağduru çocuktan, gerçeği öğrenme ve egemenlerine dönüp isteme şansları olacaktır.Hep birlikte o zaman yalın gerçeği ve tek çözümü “savaşı durdurun“çağrısıyla dile getirmiş olacaklardır.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.